"Sette Bergüzar ve Halit olarak vakit geçirme şansımız yok"
Onları ilk kez ‘Binbir Gece’ dizisinde yan yana gördük. İzleyici ‘binbir güçlüğe’ göğüs geren bu çiftin hikâyesini çok tuttu. Sadece izleyici değil, kader de onları bir arada görmeyi sevmiş olacak ki Bergüzar Korel ve Halit Ergenç çok geçmeden gerçek hayatta da sevgili oldu. Bu esnada şöhretleri ülke sınırlarını çoktan aşmıştı. Evlilikleri, çocuk sahibi olmaları geniş kitlelerce yakından takip edildi. Kariyerlerinde ayrı ayrı projelerde başarıyla ilerlerken bir yandan da ülkenin en sevilen çiftlerinden biri haline geldiler. Bu sezon olmaz denilen oldu, 10 yıl sonra yeniden bir dizide birlikte rol almayı kabul ettiler. İki yıldızı buluşturan bu güçlü yapımın şifrelerini çözmek için soluğu ‘Vatanım Sensin’ setinde aldık. Korel ve Ergenç başta olmak üzere ekibin önde gelenleriyle konuştuk.

Onları ilk kez ‘Binbir Gece’ dizisinde yan yana gördük. İzleyici ‘binbir güçlüğe’ göğüs geren bu çiftin hikâyesini çok tuttu. Sadece izleyici değil, kader de onları bir arada görmeyi sevmiş olacak ki Bergüzar Korel ve Halit Ergenç çok geçmeden gerçek hayatta da sevgili oldu. Bu esnada şöhretleri ülke sınırlarını çoktan aşmıştı. Evlilikleri, çocuk sahibi olmaları geniş kitlelerce yakından takip edildi. Kariyerlerinde ayrı ayrı projelerde başarıyla ilerlerken bir yandan da ülkenin en sevilen çiftlerinden biri haline geldiler. Bu sezon olmaz denilen oldu, 10 yıl sonra yeniden bir dizide birlikte rol almayı kabul ettiler. İki yıldızı buluşturan bu güçlü yapımın şifrelerini çözmek için soluğu ‘Vatanım Sensin’ setinde aldık. Korel ve Ergenç başta olmak üzere ekibin önde gelenleriyle konuştuk.

Yıl: 1919... Üst üste gelen savaş mağlubiyetleriyle yorgun düşmüş bir milletin, en büyük sınavına hazırlandığı dönem... Bir tarafta vatan haini olarak görülen ama aslında ülkesi için çalışmakta olan Albay Cevdet... Diğer tarafta Balkan güzeli eşi Azize Hemşire... Savaş yüzünden ayrılan yolları yeniden kesişiyor. Bu hikâyeyle yedi haftadır perşembe akşamları izleyiciyi Kanal D ekranına bağlayan ‘Vatanım Sensin’in nasıl çekildiğini görmek üzere yola çıkıyoruz.

Çaktırmadan makyaj odasına dalıyorum.
Pek çok diziye ve filme ev sahipliği yapan Beykoz Kundura Fabrikası’nın girişindeki büyük demir kapıların açılmasıyla zaman yolculuğumuz başlıyor. Bu dizinin setine ayrılan bölüme geldiğimizde modern zamanların çok uzağındayız artık.
Set dört bin metrekare üzerine kurulmuş. Girişte bizi dönemin evlerinin kopyalanmasıyla oluşturulmuş geniş bir sokak karşılıyor. Yanımızdan dönemin arabaları geçiyor. Seti turlarken bir makyaj odası dikkatimi çekiyor. Çaktırmadan içeri dalıyorum. Ve karşımda Halit Ergenç! Buralardaki adıyla Albay Cevdet. Üzerinde parlak mavi gözlerinden bir ton koyu renkte üniforması... Aynanın önünden ayrılıp yanıma geliyor, gülümseyerek “Hoşgeldiniz” diyor...

Çiğ beslenmeyle tam 13 kilo vermiş
Bir an karşımdakinin gerçekten güçlü bir komutan olduğunu zannediyorum. Bulunduğum yere çakılmış gibiyim, gözlerimi kaçırıyorum... Kısa bir sohbetin ardından elindeki kahve termosuyla yeni sahnesi için dışarı çıkıyor. Ben de peşinden gidiyorum.

Sahnesi bitince sohbet etmek için odasına gidiyoruz. Halit Ergenç ve Bergüzar Korel’in setteki dinlenme odaları ayrı. Çünkü onlar burada evli bir çift değil, iki iş arkadaşı. Evden çok burada vakit geçirdikleri için odalarında kendilerine ait küçük bir dünya yaratmışlar. Ergenç’in odası da oldukça sade döşenmiş: Üçlü bir koltuk, bir masa, mutfak tezgâhının üstünde bir espresso makinesiyle çeşit çeşit fincanlar...

Ergenç tam 13 kilo vermiş. Çok da fit görünüyor. Zayıflamaya yeni filmi ‘İstanbul Kırmızısı’ (bir Ferzan Özpetek filmi) döneminde başlamış. Sonra bu dizideki karakterininin esir düştüğü yılları düşünerek devam etmiş. Bunun için yeme alışkanlığını değiştirmiş. Artık çiğ beslendiğini söylüyor: “Et ve balık yemeye devam ediyorum. Ama eti de az pişmiş tüketiyorum. Onun dışında her şeyi çiğ yiyorum. Kalıtsal bir kolesterol problemim vardı, geçti. Yemek sonrası uyku, deli gibi yiyip enerjik hissedememe hallerim bitti.”

‘Muhteşem Yüzyıl’dan sonra yine bir dönem işinde Ergenç. Bunun özel bir tercih olmadığını söylüyor. Onu bu işte çeken senaryo olmuş. Karakterin ajan olması, düşman cephesine geçmesi, o ruh hali ilgisini çekmiş. Ergenç, “Ben gerçekliğin sizin görebildiğiniz kadar olabildiğine inanıyorum. Sonra bir fark ediyorsun ki; aslında hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş. Hatta üzerinden biraz daha zaman geçiyor ve anlıyorsun ki; o gördüğün şey de gerçek değilmiş. Bizim dizide de bu derinlik var. O çok hoşuma gitti” diyor ve ekliyor: “Her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Ben de kendimi hayata bir şeyler öğrenmek üzere gelmişim gibi hissediyorum. Hayat bana sürekli bugüne kadar öğrendiklerimin dışında şeyler gösteriyor. Hatta bazıları şimdiye kadar oturttuğum kalıpları yıkacak kadar yeni şeyler. Başka türlü bir hayatın mümkün olduğunu da görüyorum. Şanslıyım çünkü canlandırdığımız her karakterle başka bir hayat tecrübesinin izlerini görüyor, onların hayati risklerini almadan bir şeyler öğreniyoruz.”

Ergenç pencereden, durmaksızın yağan yağmura bakarken dizinin geçtiği 1919’lu yılları konuşuyoruz. O zamandan bu zamana neler değişti, neleri kaybettik? Yanıtlıyor: “Sadakatimizi kaybettik. O dönemlerde insanlar tek bir mektup için aylarca bekleyebilirlerdi. Şimdi atılan mesajlar beş dakika gecikince ayrılıklar yaşanabiliyor. Artık insanlar kendilerine sabırlı, karşısındakine değil. Sevgi de boyut değiştirdi. Etik değerler değişti.”

Sadakatimizi kaybettik etik değerler değişti
Peki, buranın tarihi atmosferinden çıkıp da hayata karışınca ülkenin gündemi onu nasıl etkiliyor? Özellikle de çocuklar konusunda hassas olduğunu biliyoruz... “Biz burada dış dünyadan kopmuyoruz. Yaşananlara bakınca zaten kopmak mümkün değil. Kendi çocukluğumu düşünüyorum da biz sokakta oyun oynar, rahatlıkla gezer, ağaçlara çıkardık. Şimdi ilginç bir durum var. Üzülüyorum. Zaman zaman korkuya kapılıyorum. Yaşadığımız olaylar yenilir yutulur cinsten değil. Bunların bu denli fütursuzca ortalıkta yapılıyor olması da çok ürkütücü. Bu suçları işleyen insanların kanun karşısında cezalarını çekmeleri gerekiyor.”

Biz Bergüzar’la böyle değiliz
Sözü herkesin konuştuğu aşk sahnelerine getiriyorum. Cevdet ve Azize’nin arasındaki elektriği bu kadar iyi yanıtmalarında çiftin evli olmasının etkisi ne? “Burada gördüğünüz Cevdet ve Azize’nin aşkı. Bizim yaptığımız oyunculuk. Biz Bergüzar’la böyle değiliz. Bizim tavrımız, halimiz çok başka.”
Yeni sahnesi için yanımdan ayrılıyor. Ben de sette tura devam ediyorum. Yaklaşık 150 kişilik bir ekip, bir sahneden öbürüne koşturuyor.

Set turumun sonuna doğru Bergüzar Korel’i görüyorum. Çekimde giydiği şık elbisesinin üzerine polar bir sabahlık almış. Yüzünde neredeyse hiç makyaj yok. Cildi pürüzsüz ve çok parlak. İlk kez bir dizide bu kadar az makyajla oynadığını öğreniyorum. Bu sezon ekranda olmama kararı aldığını okumuştuk magazin eklerinde. Önce bunu soruyorum. “Evet, çok yorulmuştum. Bu sene çocuğumla olmak istiyordum. Halit’in bu projesi de uzun zamandır belliydi. Konuyu biliyordum ama senaryoyu okumamıştım. Bir süre sonra kadın oyuncu arayışına girildi. Bir gün gazetede kendi adımın da geçtiğini gördüm. Eşzamanlı olarak yapım şirketinden arandım. Uzun süre senaryo masanın üzerinde durdu. Ne zaman aldım, okudum, o zaman ikna oldum. Azize’nin yazılış biçimi beni çok etkiledi” diye yanıtlıyor.

Sanki başka setlerde çalışıyor gibiyiz.
Şimdiye kadar oyunculuğuyla ilgili anlamlandıramadığı bir önyargı olduğunu ama bu rolle onu kırdığını anlatıyor Korel. Bunda, önceki dizisi ‘Karadayı’ için İpek Bilgin’le çalışmışlar, onun da etkisi varmış: “35 yaşında olsam da hayat tecrübesi, sektörün getirdikleri, oyunculuğun verdiği derin bakış açısı... Her şeyi depoluyorsun. Özellikle annemden o kadar çok şey depolamışım ki... Ben Azize’yi izlerken annemi görüyorum” diyor.

‘Karadayı’dan sonra yine bir dönem işinde. Ne zaman modern giysiler kuşanıp elinde cep telefonuyla ortalarda salınabileceği bir rolde olacak acaba? İtiraf ediyor: “Ben de ‘Karadayı’dan sonra günümüzde geçen bir hikâyede oynamak istiyordum.”

Onlarla ilgili merak edilen bir diğer konu da şu: Karı-koca aynı işte olmak ilişkilerini nasıl etkiliyor? Şöyle yanıtlıyoı: “Başlarda çok korkuyorduk. Gerçekten bu kadar rahat çalışabileceğimizi beklemiyordum. İşin başlangıç ve bitiş saatleri dışında iş konuşmuyor, kendi sahnelerimize dair planlar yapmıyoruz. Sette aynı odada bile çok az zaman geçiriyoruz. Zaten hayatımda ilk kez duygusal ve fiziksel olarak bir işte bu kadar yoruluyorum. Dolayısıyla bizim sette Bergüzar-Halit olarak vakit geçirme imkânımız yok. Evde de sanki başka setlerde çalışıyor gibiyiz.”

Peki, romantik sahneleri eşiyle çekiyor olmanın bir avantajı var mı? “Emin ol, benim için Azize’nin acısı ve çocuklarıyla olan ilişkisi daha zorlayıcı. Bunun dışında, tabii Halit ve Cevdet farklı karakterler ama ben kocamın gözünün yanındaki en ufak çizgiden onun ne hissettiğini anlıyorum ve o sahnelerimizde bu, bir avantaj sağlıyor.”

Halit Ergenç’e sorduğum çocuk istismarı konusunu ona da yöneltiyorum, şöyle yanıtlıyor: “Bunlar hep vardı. Sadece şu an sosyal medya sayesinde daha çok duyup görüyoruz. Korkunç bir şey. Çok korkuyorum. Hadi kendi çocuğunu koruyorsun ama kafamı yastığa koyduğumda koruyamadığım çocukları düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Elim uzandığınca bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama ‘Of çok şükür’ derken bile suçluluk duyuyorum.”

Onları uzun süre dışarıda birlikte göremeyeceksiniz
Bir ara yönetmen Yağmur ve Durul Taylan’ın arkasındaki sandalyeye yerleşiyorum. Halit Ergenç beni görünce gülümsüyor. Yönetmenin “Kayıt” komutuyla yüz ifadesi birden değişiyor, her şeyiyle Cevdet oluyor. Onu izlerken büyülenmemek elde değil. “Gözleriyle oynuyor” dedikleri bu olsa gerek.

Halit Ergenç ve Bergüzar Korel, Cevdet ve Azize karakterlerinin büyüsünün bozulmasını istemiyor. Bu yüzden onları uzun süre dışarıda yan yana göremeyeceksiniz. Bu arada; haklarında çıkan “Bölüm başına astronomik ücretler alıyorlar” haberlerinin gerçeklik payının olmadığını söylüyorlar.

Setin en zorlayıcı yanı; soğuğu. Her yerde elektrikli sobalar var ama burayı tamamen ısıtmak mümkün değil. Erkek oyuncular üzerlerindeki kostümlerle daha rahat ısınıyor. Ama kadın oyuncuların hepsi ‘stop’ dendiği anda incecik elbiselerinin üzerine hemen bir sabahlık alıyor.

Oğulları keyifle izliyor
Oğulları Ali de sıkı bir ‘Vatanım Sensin’ izleyicisiymiş. Korel: “Perşembeleri heyecanla saatin 20.00 olmasını bekliyor. Dışarıdan yemek söylüyoruz. Dizi başladığında keyifle televizyonun karşısına geçiyor. Uyku saati -21.30- gelene kadar diziyi izliyor.”

İki çocuk babası olarak korkuyla yaşar hale geldimOnur Saylak dizide vatana ihanet eden Tevfik karakterini canlandırıyor. Role olabildiğince çok belgesel izleyerek hazırlanmış. BBC belgeselleri en büyük yardımcısı olmuş: “Kostümlerin aksesuvarlarını nasıl taşıyacağımı, nasıl duracağımı öğrenmek için o döneme ait fotoğrafları inceledim.”

“Günümüzle 1920’leri kıyaslayın, hangi dönemde yaşamak isterdiniz” diye sordum: “Biraz daha eskilerde yaşamak isterdim. Çünkü birbirini görebilmek, birbirini hissedebilmek için daha çok emek veriliyormuş. En basiti, insanlar mektup yazıyorlarmış. Onunla yan yana gelebilmek, kokusunu duyabilmek için emek vermek gerekiyormuş. Şimdi öyle değil. Artık istediğin zaman birbirine mesaj atıyorsun. Oysa aşkta özlem duymak bence önemli bir şey.”

Konu, ülke gündemine gelince, “Her gün ne olacak diye uyanıyorsun. Geçen hafta 12 tane gencecik insan bir binanın içinde kül oldu” dedi ve şöyle devam etti: “Bunun üzerine söylenecek çok şey var ama aslında hiçbir şey yok. Böyle garip bir şeyin içinde, garip bir halde, iki çocuk babası olarak korkuyla yaşar halde geldim. Umut ediyoruz ki, bir gün uyanacağız ve her şey düzelmiş olacak.”

Kadın, ‘günahkâr bir şey’ olarak dünyaya geliyor
Şebnem Hassanisoughi, İzmir’de yalnız başına yaşayan, meyhanede şarkı söyleyerek hayatını kazanan ‘Eftâlya’ karakterini canlandırıyor. O dönemde kadın olmakla günümüzde kadın olmayı kıyasladığında “Aynı değil ama benzer dozda zorluklar var” diyor: “

Galiba tarih böyle bir şey, ‘Şu zamanda yaşasaydık çok güzel olurmuş’ gibi bir şey yok, her dönemin kendine göre zorlukları var. Kadın için bu daha ekstra bir durum... İnsanlığın var oluşundan beri zaten kadın ‘günahkâr’ denilen ‘bir şey’ olarak dünyaya geliyor.”

Hep ‘vatan, millet, Sakarya’ diyen bir kız oldum
23 yaşındaki Pınar Deniz dizide, Azize ve Cevdet’in büyük kızı Yıldız’ı canlandırıyor. Dönem işinde olmaktan duyduğu sevinci anlatırken gözleri parlıyor: “Lisedeyken tarih ve edebiyata âşıktım. Hep ‘vatan, millet, Sakarya’ diyen bir kız oldum. Bergüzar Korel ve Halit Ergenç’le çalıştığım için de kendimi çok şanslı hissediyorum.”

Bergüzar ve Halit, sette evli bir çiftten öte arkadaş gibilerKubilay Aka, Cevdet ve Azize tarafından büyütülen Ali Kemal’i canlandırıyor. 21 yaşındaki oyuncu havaalanında bilet alırken keşfedilmiş. “Halit ve Bergüzar sette evli çiftten öte arkadaş gibiler. Bazen uzun süre aynı sahnede olmuyorlar ama ilk karşı karşıya geldiklerinde gözlerindeki birbirlerine olan çekimi görebiliyorsunuz.”

Başta yaşadıklarım bana oyun gibi geliyorduCevdet ve Azize’nin küçük kızını canlandıran Miray Daner 18 yaşında. Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü öğrencisi. Piyano ve çello çalıyor. Öte yandan dokuz yaşından beri de setlerde... “Başlarda yaşadıklarım bana oyun gibi geliyordu. Sonra sette olmaktan ve bu işi yapmaktan mutlu olduğumu anladım” diyor.

Ben o dönemlerde, teknolojisiz yaşamayı tercih ederdim
Yunan komutanı Vasili’nin oğlu Leon’u canlandıran Boran Kuzum 24 yaşında. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan geçen sene mezun oldu.
Şimdiye kadar üç dönem işinde yer aldı: “Ben o dönemlerde yani teknolojisiz yaşamayı tercih ederdim” diyor.
Kaynak: Hürriyet